Yapılan çoğu araştırmanın sonucu gösteriyor ki; özellikle çalışma hayatının içinde olan kişiler iş – özel yaşam dengesini kuramadıkları için şikayetçi. İşi bir kenara bırakalım, hayatımızın genelinde dengeyi yakalayamadığımız her an mutsuz ve tedirgin hissediyoruz. Neyi fazla yaparsak bizi rahatsız etmeye başlıyor. Sonsuz bir denge arayışı içindeyiz ancak dengeyi ararken kendimizi uç noktalarda yaşamak zorunda bıraktığımız da bir gerçek. İnsan üstü çalışıyoruz, daha fazla çalışabilmek için hızlı yemek yiyoruz, kilo alıyoruz, kilo aldığımız için diyetisyene gidiyoruz, spor salonlarında saatler geçiriyoruz yine de iyi hissetmiyoruz, psikoloğa gidiyoruz. Tüm bunları karşılamak ve karşılamaya devam edebilmek için daha fazla çalışıyoruz. Klişe ama gerçek.

Uzun zamandır bu kısır döngünün içinde olan biri olarak, size yeni keşfettiğim İsveçlilerin dengeli yaşama sanatı Lagom’dan bahsetmek istiyorum.  Lagom’u kelime anlamı olarak en basit haliyle “tam dozunda” ya da “kararında” olarak açıklayabiliriz. Her şeyi yeteri kadar yapmak, yeteri kadar yemek ya da yeteri kadar çalışmak gibi.

İsveçlilerin dengeli yaşam felsefesi bu açıdan bana Ikigai’yi de hatırlatıyor. Yeteri kadar yemek yiyen, yeteri kadar hareket eden, yeteri kadar sosyalleşen Japonların dünya üzerinde en sağlıklı yaşam süren insanlar arasında olduklarını biliyoruz.

Hazır Ikigai’ye kadar gitmişken bu yazıda bir de Hygge’dan biraz bahsetmezsem olmaz. Kilit noktası; daha fazla özel an yaratmak, daha fazla paylaşmak ve rahat hissedeceğimiz mekanlar hazırlamak olan Hygge felesefesinde, mumların ne kadar önemli olduğundan daha önce bahsetmiştim. Mumlar, Hygge’da olduğu kadar bu felsefede de önem taşıyor. O yüzden hazır kış gelmiş, evlere dönmüşken mum stokları yapmaya başlasak iyi olacak. 🙂