İklim değişikliği nedeniyle yaşama ev sahipliği yapan dünyamız geri dönülmesi imkansız bir noktaya doğru gitmektedir. Hatta bu gidiş artık “iklim değişikliği”nin sınırlarının ötesinde iklim krizi olarak adlandırılır. Bu krizin en önemli nedeni ise elbette küresel kriz. Bunun yanında iklim krizine yol açan farklı etmenler de var. Tüm bu etmenleri ve iklim krizi ile nasıl mücadele edebileceğimizi “İklim Krizi Nedir? Bireysel Çaba ile Önüne Geçilebilir Mi?” başlığı altında değerlendirdik. Bu yazımızda iklim krizinin yol açtığı farklı bir probleme değineceğiz: Eko-anksiyete.

Eko-Anksiyete Nedir?

Eko-anksiyete (çevresel kaygı) temel olarak iklim krizinden kaynaklanan anksiyeteyi ve iklim krizinin psikoloji üzerindeki olumsuz etkileri tanımlamak için kullanılan bir kavram. İklim değişiklikleri sonucu ortaya çıkan ekolojik dengesizlikler ve felaketler bireylerin psikolojisini olumsuz yönde etkiler. Eko-anksiyete, anksiyete kavramından yola çıkarak daha net açıklanabilir. Bilindiği gibi anksiyete günlük yaşamın sürdürülmesi için bireylerin gereksinim duyduğu tehlikelere karşı tetikte olma durumudur. Anksiyete bozukluğu ise çevrenizde herhangi bir tehdit ya da olumsuzluk olmasa da tedirgin olma halini temsil eder. Diğer bir ifadeyle anksiyete bozukluğu yaşayan bireyler her an kötü bir şey olacak hissi ile yaşar ve bu da devamlı alarm halinde olma ihtiyacı duymalarına neden olur.

eko-anksiyete
Fotoğraf: Pexels – Shvets Production

Eko-anksiyete kavramı da bu bağlamda açıklayabiliriz. Eko-anksiyete duyan kişiler, devam eden bir olumsuz durum ya da ortaya çıkan bir tehdit olmasa da, bir ekolojik felaket olacağı kaygısını yoğun şekilde hissederler. Duyulan bu endişe sürekli hale geldiğinde kronikleşir ve birey devamlı bir korkuyla yaşamaya başlar. Bu endişe ve korku anksiyete bozukluğunda olduğu gibi, kişinin günlük hayatında umutsuz hissetmesine, farklı davranış bozukluklarına, aşırı öfkeye ya da kişi ve olaylara karşı duyarsızlaşmaya neden olabilir. Duyulan korkular her konuda “diğerlerini suçlama”ya yol açabilir.

Fotoğraf: Unsplash – Marcos Paulo Prado

Eko-Anksiyeteyi Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?

Eko-anksiyete salt olumsuz bir duygu olarak düşünülmemeli. Yani bu kaygıyı ortadan kaldırmak yerine azaltmak ve yönetmek için çabalamak gerekir. Kaygınızı azaltarak ve yöneterek hayat kalitenizi artırabilirsiniz. Peki eko-anksiyeteyi azaltmak için hangi yollara başvurulabilir:

  • Kaygıyı azaltmanın ilk adımı onu inkar etmemektir. İklim değişikliğinin olmadığını var saymak ve “bir şey olmaz” söylemine sığınmaya çalışmak inkar etmenin örnekleri arasında yer alır. Bu nedenle öncelikle hem eko-anksiyete duygunuzun varlığını hem de iklim değişikliklerini kabul etmeniz gerekir.
  • Endişenizi yönetmek için günlük alışkanlıklarınızı gözden geçirmeyi ihmal etmeyin. Bu değerlerinizle uyumlu yaşayıp yaşamadığınızı anlamanızı sağlayacak ve aynı zamanda özsaygıyı artıracaktır. Karbon ayak izinizi ölçebilir ve doğaya verdiğiniz zararı görebilirsiniz. Buradan yola çıkarak karbon emisyonunu azaltacak yollar bulabilirsiniz. Her gün taşıt kullanıyorsanız, bunun yerine yakın mesafelere yürümek karbon emisyonunu azaltmaya yardımcı olur. İmkanınız varsa taşıt yerine bisikleti tercih edebilirsiniz. Tüm bunlar anksiyeteyi azaltırken aynı zamanda fiziksel ve zihinsel sağlığınıza da katkı sağlar.
  • Eko-anksiyeteyi azaltmak için çevre bilincini artırmayı veya iklim krizi sonucu ortaya çıkabilecek durumların önüne geçmeyi amaçlayan bilinçlendirme gruplarına katılabilirsiniz. Böylece sizin gibi çevre bilincine sahip bireylerle bir araya gelebilir ve ekolojik denge için yapabilecekleriniz üzerine ortak adımlara karar verebilirsiniz. Aynı amacı taşıyan bireylerle birlikte çalışmak, yalnız olduğunuz hissini ortadan kaldırır ve psikolojinizi olumlu yönde etkiler.
  • Aileniz, arkadaşlarınız, komşularınız gibi yakın çevrenizi oluşturan bireyleri mümkün olduğunda bilgilendirebilirsiniz. Çünkü ekolojik krizler hakkında toplumsal bilinç, krizin yıkıcı etkilerini azaltmanın en önemli unsurlarından biri. Toplumda bireylerin iklim değişikliği ve sonuçları hakkında bilgi sahibi olması, yıkıcı etkilerin önüne geçmeyi kolaylaştırır.