Planlama yaparken ya da kendimiz için hedef belirlerken yaptığımız en büyük hatalardan bir tanesi her şeye çok geniş kapsamlı yaklaşmamız. Bu geniş kapsamın tamamını gerçekleştiremedikçe kendimizi başarısız ve bunalmış hissediyoruz. Aslında pizzayı dilimleyerek yemeye çalışmak yerine hepsini ağzımıza tıkmaya çalışıyormuşuz gibi geliyor bana. Bir yandan da hiç nefes almadan yiyoruz bu pizzayı. Soluklanmadan, keyfini çıkarmadan.

Yapmak istediğim çok fazla şey var. Başarmak istediğim çok fazla amacım var. Onlara yaklaşamadığımı hissettiğim her an çok fazla demoralize olabiliyorum. Bu mod değişikliği ise beni hedeflerimden ve yaşamak istediğim dönüşümden daha da uzaklaştırabiliyor ya da farklı bir yola sapmama neden olabiliyor. Dinlenmediğim zamanlarda da şarj edilmemiş bir telefon gibi oluyorum. Kapanmamak için direnen.

Hayallerimi gerçekleştirebilmem için dönüşmem lazım bunu biliyorum.  İhtiyacım olan dönüşümü minik adımlarla başlatıyorum ve bu başlangıcı şu kabul ile yapıyorum; sadece siyah ve beyaz yok gri’lerde var. Hatta daha farklı renkler de…

İşte sizinle paylaşmak istediğim, yolculuğumun ilk adımları:  

İstikrarlı sabah rutinleri

Tüm kaosun ve akışın durduğu huzurlu uykunuzdan, iyi müziği elde edebilmek için yaptığınız orkestra şefliğine geçişi yumuşatın. Şefe bir liste hazırlayın. Neyin çalınacağını bilsin o gün. İşte bu planlama hedefleri ve o gün gerçekten yapabileceklerinizi ortaya koyacağı için kendini gereksiz bir baskı altında hissetmeyeceksiniz ya da yolunuzu kaybetmeyeceksiniz.

Telefonlardan uzaklaşın.

Odaklanmanın ve gerçekten kendinizi akışa kaptırarak bir şey yapmanın önündeki en büyük engellerden biri dikkat dağıtıcılar. Geçen gün fark ettim ki kitap okumak için oturduğum yarım saatte bile en az 7-8 kere elim telefonuma gitti. Sonucunda yarım saat boyunca sadece 2 sayfa kitap okuyabildim. Ne zevk aldım ne de istediğim kadar kitap okuyabildim. Greenwich Üniversitesi eğitmenlerinin araştırmalarına göre tatilde dijital detoks yapan kişiler döndüklerinde çok daha üretken, mutlu ve enerjik oluyor. Bir de bunu ara ara günlük hayatımıza uygulayabilirsek sonuçlarını siz düşünün.

Her gün “BEN” zamanı yaratın.

Günümüz duygusal bir hız treninde geçiyor adeta. O kadar zor şehirlerde yaşıyoruz, o kadar fazla şey ile mücadele ediyoruz ki, yolumuza sağlıkla devam edebilmek için kendimizi dinlendirmek, zihnimizi sakinleştirmek zorundayız. Zamanla kendi yönteminizi bulabilirsiniz. Sabahları işe, derse, ev işine o gün yapacağınız neyse başlamadan mindfulness egzersizini ilk sıraya koyabilirsiniz. Arada aklıma geldikçe yaptığım bu egzersizi yavaş yavaş rutinime almaya çalışacağım. Akşamları ise şimdilik yatak odamızdaki yeşil berjerde oturup pufa ayaklarımı uzatarak sakin bir müzik eşliğinde 10 dakikada olsa zihnimi sakinleştirmeye çalışıyorum.

Yatağa gitmeden minik bir değerlendirme

Düzenli olmasa da ajanda kullanan biriyim. Ajandamı bir de gün değerlendirmeleri için kullanmaya başladım. Eğer bir alışkanlığa dönüştürebilirsem mükemmel olacak. Arkamda bıraktığım günü değerlendirmek, aslında üstesinden geldiğim minik detayları da anımsamama yarıyor. Değerlendirme yapmadan önce 10 üzerinden 5 vereceğim bir günü değerlendirmeden sonra 10 üzerinden 7-8 ile kapatıyorum. Ertesi gün unutmamanız gereken işleri not almak hatta planlamak rahatlatıcı bir uyku almanızı sağlayacak.

Doğanın ve hayatın detaylarına dikkat edin.

Sabahları kalktığınızda, mola verdiğinizde, bir kahve içmek istediğinizde evdeyseniz camı açın, havayı koklayın, kuşları dinleyin hareketlerine bakın. Etrafınızda ağaçlar varsa keyfini çıkarın. Bu yazıyı evde karantinada olduğumuz dönemde yazıyorum ama bu dönem geçtiğinde, daha fazla doğada olmaya çalışın. Hayatı imkanlarınız doğrultusunda yavaşlatmaya çalışın. Tamamını yavaşlatamasanız da yavaşlattığınız anlar yaratın ve bu anlarda düşüncelerinizi sakinleştirin, kendinizi şarj edin.